Hayatın temposu çoğu zaman o kadar hızlıdır ki, kendi sesimizi duymaya fırsat bulamayız.
Sabah kalktığımız andan itibaren yapılacaklar, beklentiler, sorumluluklar arasında kayboluruz.
Ama asıl gürültü dışarıda değil, çoğu zaman içimizdedir.
Kendini dinlemek, her zaman kolay değildir.
Bazen durmak, sessiz kalmak ya da bir duyguya gerçekten bakmak cesaret ister.
Çünkü o sessizlikte bastırdığımız duygular, ertelediğimiz düşünceler yavaşça yüzeye çıkar.
Fakat tam da orada, farkındalığın kapısı aralanır.
Kendini dinlediğinde, “ne istiyorum?” ya da “neden böyle hissediyorum?” gibi sorular netleşmeye başlar.
Bu soruların cevabı hemen gelmeyebilir ama onları sormak bile içsel bir dönüşümün başlangıcıdır.
Zihnin, kalbin ve bedenin arasında yeniden bağ kurarsın.
Her gün birkaç dakika boyunca dış dünyadan uzaklaşıp sadece nefesini fark etmek bile bu süreci başlatır.
Sessizlik, aslında bir kaçış değil; kendine dönüşün en sade yoludur.
Ve çoğu zaman en doğru cevaplar, tam da o sessizlikte ortaya çıkar.

